Anlamlı hikayeler

Yavru gergedan erken saatlerde yatağından kalktı. Hemen ellerini, yüzünü yıkadı. Sabah kahvaltısı için masaya oturdu. Annesinin hazırladığı yiyecekleri büyük bir iştahla yedi. Lokmaları iyice çiğnemeden yutmamaya özen gösterdi. Sofradan kalktıktan sonra ellerini, yüzünü sabunla yıkadı; dişlerini de bir güzel fırçaladı. Yavru gergedan daha sonra odasına gitti. Dolabının kapağını açtı...
Önlüğünü, pantolonunu, yakasını, çoraplarını, ayakkabılarını ve kemerini aldı. Bunları giyip yakasını da taktıktan sonra dolabından okul çantasını çıkardı. İçindekileri kontrol etmek için, çantasının kapağını açarken, şimdi bunun ne lüzumu vardı, diye düşündü. Çantayı ve okul için gerekli malzemeleri alalı bir ay olmuştu. Her gün bir eksiği olup olmadığına bakmamış mıydı sanki. Fakat yine de sırf içi rahat etsin diye çantasını açtı. İşte defterleri, kitapları, kalemi, silgisi, kalemtıraşı..hepsi tamamdı. Bunları yeniden çantasına koydu. Çantasını alarak odasından çıktı. Annesine: “ Anneciğim, ben hazırım “ diye seslendi.

Annesi:

“ Aman da tombişime bir bakın, okullu olmuş. Tombişim okuyacak, çok okuyacak gergedan milletine hayırlı bir evlat olacak “ dedi. Daha sonra yavru gergedan annesinin elinden tuttu, birlikte okula gitmek için yola çıktılar. Bugün okullar açılıyordu ve yavru gergedan ilkokul birinci sınıfa başlayacaktı. Sonraki günlerde anne gergedan yavru gergedanı okula götürmeye devam etti. Yavru gergedan kısa zamanda okumayı söktü ve sınıfın en çalışkan öğrencisi oldu. İlk dönem sonunda karnesini alan yavru gergedan notlarının hepsinin pekiyi olduğunu gördü. Yarıyıl tatilinden sonra ikinci dönem başladı.

Bir gün yavru gergedan annesiyle okula giderken, ormanda önlerine on tane kurt çıktı.

Kurtların başkanı:

“ Anne gergedan, seninle işimiz yok, biz yavrun için geldik. Yavrunu istiyoruz. İster güzellikle, ister zorla, onu alacağız “ dedi.

Bunun üzerine anne gergedan:

“ Onu ne yapacaksınız? “ diye sordu.

Kurtların başkanı:

“ Ne mi yapacağız? Pöh, sorduğun şeye bak. Tabii ki, yiyeceğiz. Hepimiz çok açız, iki gündür hiç et yemedik. Buraya kadarmış. Yavrundan ayrılmak zorundasın. Onu bize ver. Körpeciktir yavrunun etleri, şimdiden ağzım sulanıyor “ dedi.

“ Hayır, bunu yapamazsınız. Yavrumu benden ayıramazsınız. Buna hakkınız yok. Kimseye zararımız dokunmadı. Ot yiyerek, yaprak yiyerek besleniyoruz. Size ne yaptık biz? Bırakın yavrumu okula götüreyim. Okusun, çok okusun, her şeyi öğrensin. Çok çalışkan bir öğrencidir, karnesinde bütün notları pekiyiydi. “

“ Bana ne bütün notları pekiyiyse, bana ne çalışkansa. Ben karnımın doyduğuna bakarım. Çekil aradan. “

“ Hayır, olmaz. Aradan çekilmem. Yavrumu kimseye elletmem. Defolun gidin başımızdan. “

Kurtların başkanı:

“ Anne gergedan söz dinlemiyor. Kurtlarım atılın “ diye bağırdı.

Anne gergedan:

“ Korkma yavrum, ben seni korurum. Arkama geç “ dedi.

Anne gergedanın üstüne atılan kurtlar, onun sert tepkisiyle karşılaştılar. Kurtların ataklarını burnunun üstündeki uzun boynuzunu savurarak karşılayan anne gergedan aynı zamanda yavrusunun yanına hiçbir kurdu yanaştırmıyordu. Bir ara anne gergedan karşı atağa geçti. Tekme salladı, boynuz savurdu, kurtları geriletti. Kurtlar kaçar gibi yaptılar, fakat tekrar geri döndüler. Bu defa dağınık olarak hücuma geçen kurtlardan biri anne gergedanın sırtına atladı ve onu pek çok defa ısırdı. Aynı anda iki kurt ön ayaklarını ısırıyordu. Kurtların dişleri keskin ve sivriydi ama anne gergedanın derisi çok kalındı. Dişler anne gergedanın etine geçmiyordu. Kurtların ağırlığı onu yoruyordu. Yorulan anne gergedan yere yuvarlandı. Fırsattan faydalanan kurtların başkanı daha henüz boynuzu çıkmamış, savunmasız yavru gergedanın yumuşak burnuna dişlerini geçirdi. Yavru gergedanın burnundan kan fışkırdı.

“ Kurt amca, ne olur burnumu bırak. Canım çok acıyor. Kurt amca, ölmek istemiyorum. “ Diğer bir kurt da, yavru gergedanın burnuna dişlerini geçirdi.

“ Anne, kurt amcalar burnumu ısırdı. Anne, lütfen yardım et. “

Zalim kurtlar geri geri giderek yavru gergedanı olay yerinden uzaklaştırmaya başladılar. Anne gergedan ayağa kalkmıştı ama yavrusunun yardımına koşacak durumda değildi. Sekiz kurt hırsla vücudunun her yanını ısırıyordu. Onun kalın derisi bile buna dayanamadı ve bazı yerlerinden kan sızmaya başladı. Anne gergedan ikinci defa yere yuvarlanınca kurtlar onu bıraktılar.

Anne gergedan gece yarısına kadar ormanda yavrusunu aradı. Zaman geçtikçe zaten az olan umudu giderek azaldı ve yok oldu. Neden böyle olmuştu? Neden kurtlar yavrusunu alıp götürmüşlerdi? Acaba kurtlar yavrusunu öldürüp yemişler miydi? Yerlerdi tabii ki, neden yemesinlerdi? Karşılarına alıp seyredecek halleri yoktu. Kurtlar, acımasız hayvanlardı. Onlara canavar diyenler vardı. Sinsi sinsi sokulurlar aniden paçadan kaparlardı. Nefret yüklüydüler. Gaddardılar. Yalvarsan bile merhamet etmezlerdi. Tek tek değil, sürüyle üstüne gelirlerdi. Sürüyle gezerlerdi. Sürüden bir kurt yaralansa veya hastalansa gözünün yaşına bakmayıp hemen parçalarlardı. Sadece acıkınca kafaları çalışırdı. Karınları doyunca onu-on beşi bir mağaraya girer, leş gibi uzanıp yatarlardı.

Anne gergedan gözyaşları içinde evine döndü ve sabah kadar ağladı. Güneş doğarken öyle bir duruma gelmişti ki, ağlamaktan göz pınarları kurumuştu. Kapının hızlı çalındığını duydu anne gergedan, sendeleyerek gitti, kapıyı açtı. Gördüğüne inanamadı, işte tombişi karşısındaydı. İlk anda onun nasıl kurtulduğuna akıl erdiremedi, ama kurtulmuştu. Önemli olan buydu. Anne gergedan tombişine sarıldı. Tombişin yanında duran öğretmeni nedense fark edemedi.

Sonradan olanlar anlaşıldı. Kurtlar, tam yavru gergedanı yemek üzereydiler ki, oradan geçmekte olan sınıf öğretmeni yardıma koşmuş ve kurtlarla amansız bir ölüm-kalım savaşına girmişti. Uzun mücadeleden sonra öğretmen gergedanla baş edemeyeceklerini anlayan kurtlar, çareyi kaçmakta bulmuştu. Zaten yolunun üstüydü. Daha sonraki günlerde öğretmeni de onlarla birlikte okula gider oldu. Artık yavru gergedanın kurtlardan korkusu yoktu, çünkü sağ yanında annesi, sol yanında öğretmeni vardı.

Yazan: Serdar Yıldırım